Dijital mi? Perakende mi?
Bilgisayar oyun dünyası ya da evrensel adıyla video oyun dünyası daha gözlerini hayata açtığı andan itibaren sürekli olarak bir gelişim ve değişim sürecine girdi. Teknolojinin her alanında olduğu gibi bu alanın da vazgeçilmez bu iki özelliği her ne kadar 70’lerden beri göze çarpar şekilde görülmemiş olsa da 2000’e girdiğimizde gelişim ve değişim aşaması çok yüksek bir ivmeye sahip oldu.
Her şeyin başlangıcı
Kısa zaman içerisinde önce yüksek çözünürlükler, ardından 3D gibi teknolojilerin boy gösterdiği sektörde zamanla oyunlar birbirlerinden farklı olmak yerine daha çok birbirlerine benzemeye başladı. Artık sektörün pek çok büyük firması tarafından esas amaç iyi oyun yapmaktan çok yüksek satış rakamlarına ulaşmak oldu ve ola ki bir firma çok tutulan bir oyun yaparsa onun seri haline dönüşmesine de kesin gözüyle bakılır hale geldi.
EA ve Activision’ın başını çektiği bu politikaya her ne kadar biz farklıyız dese de irili ufaklı pek çok firma kıyısından köşesinden katılıyor. Nihayetinde olay para kazanmak. Bir oyun programcısının işe başlarken ilk hayali her sanatçının hayali olan eşsiz bir eser ortaya çıkartmaktır. Öyle ki insanlar, üzerinden onlarca yıl geçse de bu eser hakkında konuşacak, belki defalarca oynayacak ve tüm oyuncu dünyası bu esere hayran kalacaktır. Fakat bu iş hiç de kısa bir süreçte gerçekleşmez tabii.
Paralar, bozulmasın aralar
Peki, sektörün artık para üzerine kurulu olduğu, “İyi oyun önemli, ama para çok daha önemli” ilkesiyle işlerin yürüdüğü bir alanda bunu nasıl yapabilirsiniz? Çok basit… Mesela Blizzard gibi dehalardan kurulu olan bir ekibe sahip olur, üç oyun çıkartır ve uzun yıllar bu üçünden ekmek yerken yeni oyununuz için sakin sakin çalışırsınız. Hevesli oyuncuları onlarca yıl bekletir ve ne zaman çıkacak sorusuna “Bitince” cevabını verirsiniz. İkinci bir yöntem olarak da toplam süreçteki zamanı parçalara böler ve yaratma kısmına en büyük dilimi verir ve diğer bölümlerden kısarsınız.
Emule, Napster, Limewire gibi sitelerle ya da programlarla başlayan P2P yani “Senin dosyan, benim dosyamdır” mantığı çok çabuk tutulan ve tutuldukça da genişleyen bir akımdı ve bu her şeyin başlangıcı oldu. İnsanlar bir anda bütün müziklere ve filmlere ulaşıp ücretsiz olarak bilgisayarlarına indirmeye başladı. Artık kolay kolay yıkılamayacak olan bu akıma karşı gerek müzik sektörü gerek film sektörü tüm gücü ile karşı koymaya çalışsa da yavaşlatamadılar bile. Bir yandan da internetin gelişmesi ve belki de artık dünya üzerinde en özgür yer haline gelmesi ile daha da güçlenen P2P sitelerle karşı koymak yerine, oyun sektörü farklı bir yol izledi ve onların silahlarını kendilerine karşı kullandı.
Geçtiğimiz aylarda EA şirketinin CEO’su John Riccitiello önce dijital dağıtımın perakendeciliği geçeceğini ve kısa bir süre içinde de perakende dağıtım diye bir şeyin kalmayacağını belirtmişti.
EA gibi bir şirketin en tepesindeki adamlardan biri bile bu tarz bir iç çelişki yaşıyorsa o zaman gerçekten dikkat etmemiz gereken bir şeyler var demektir değil mi?
Neden Perakende?
Çocukluk yıllarımızda aldığımız oyunlar kocaman karton kutuların içerisinde jelatin kağıtlarla kaplı, içi kitapçıklar, haritalar, posterler ile dolu olurdu. Göze o kadar hoş gelirlerdi ki bazen kutuyu açmak bile istemezdik. O bizim en değerli oyuncağımız olur ve ona gözümüz gibi bakardık. O kadar ki içerisindeki CD bile çok önemli değildi. Kutunuzun olması bambaşka bir şeydi. Nitekim bu zamanda da olduğu gibi o zamanlarda da bilgisayar oyunlarının fiyatı oldukça yüksekti.
O yüzden elimizde az sayıda olan bu kutulara gözümüz gibi bakar bırakın bir kenara atmayı, bir kenarı yırtılsa içimiz cız ederdi. Sonraları firmalar bu kutu mantığından yavaş yavaş vazgeçti ve plastik kutulara yer vermeye başladı. Bu kutular, eskiden kopya CD satan bilgisayarcıların oyunları satarken kullandıkları plastik şeffaf kutulara benzemeye başladı. Doğal olarak eskisi kadar tatmin edici olmasa da bu yeni tasarım da bir şekilde insanlarda “Ben bir şey satın aldım” mantığını doğuruyordu. Sonuçta aslına bakarsanız arşivcilik oldukça yaygın bir hobi ve özellikle konu kutulu oyunlar olduğunda bazı insanların inanılmaz büyük arşivlere sahip olduğunu göz ardı etmemek gerek.
Arşivcilerin göz bebeği, perakende
2011 yılının neredeyse yarısını devirdiğimiz bu dönemde, artık kutulu oyunlara baktığımızda gittikçe kalitesizleşen kutuları bir kenara koyarsak, yine de kutuların içerikleri oyuncular için oldukça etkileyici olabiliyor. Fakat burada en büyük handikap ortaya çıkıyor. Oyunların süper, ultra, mega versiyonlarını almadığınız sürece, bir kutu ve kitapçık dışında bir şey elde etmeniz mümkün değil. 2000 yılında orijinal kutulu bir oyun aldığınızda kutunun içerisinden neler çıkıyorsa, artık yalnızca normal fiyatının iki katında fiyatlara satılan özel verisyonların içeriği halini aldı. Oyuncuları kutulu oyun almaktan belki de en çok alıkoyan durum bu olsa gerek. Hele ki ülkemizde orijinal oyunların fiyatları göz önünde bulundurulduğunda, bir de üstüne iki katı ücreti ödeyebilmek birçok oyuncunun finansal anlamda belini bükmeyi rahatlıkla başarıyor.
Bırakın özel versiyonları, normal kutulu versiyonlarını bile satın alırken oldukça zorlanan Türk oyuncu kitlesi (Tabii ki genelleme yapmıyorum, rahatlıkla satın alanlar da var) en çok sevdiği kutu içeriğine sahip olmayacaksa, oyunu dijital ortamdan satın almayı tercih ediyor haliyle. Her ne olursa olsun, kutulu oyun almak hala arşiv yapmayı sevenlerin en büyük zevki. Ey arşivci oyuncular lafım size! Tozlu raflarda boy boy dizilmiş kutulara baktıkça oyunları hatırlamak, elinize alıp anılarınızı yadetmek mümkünken, neden varlığı ile yokluğu belli olmayan dijital ortamı seçesiniz ki?
Kutulu oyunların en büyük dezavantajı tabii ki ek maliyetleriyle ve tabiri caizse oyuncunun şah damarını kesmek amacına sahipmişcesine yüksek miktarlarda bindirilen vergiler. Bunun üzerine bir de sahip olduğunuz oyun DVD – BluRay – CD’lerin çizilme, kırılma ya da durup dururken bozulmak gibi huyları olduğunu da hatırlatalım. O kadar para döküp sahip olduğunuz bir oyunu tekrar kullanamayacak olmak kimsenin işine gelmez herhalde.
Neden dijital ortam?
Dijital dağıtım, Online dağıtım, Digital Download… Her ne şekilde adlandırırsanız adlandırın, hayatımıza girdiği andan itibaren birçok şey değişti orası kesin. Önce müzikle başlayan ve müzik sektörünü rayından çıkarıp bambaşka bir yola sokan dijital dağıtım, müziklerden filmlere, oradan da oyunlara atlamayı başardı. Bunun sebepleri neydi peki? Tabii ki öncelikle her istediğiniz şeye istediğiniz anda (Türkiye’de istediğiniz anda olmayabilir, internet hızları malum) sahip olabilmeniz anlamına gelmesi en önemli faktördü.
Son olarak da sıra oyunlara geldi tabii ki. Şu anda oyun yapımcılarını en çok kısıtlayan şeylerin başında dağıtım ücretleri geliyor. Oyun yapanlar, oyunlarını dağıtmaya yetecek finansmanı bulabilmek adına dağıtımcılarla anlaşmak zorunda kalıyorlar ve dağıtımcılar da yapılan oyunların daha çok satması için üzerlerinde istedikleri gibi oynayabiliyorlar. Doğal olarak kaybeden oyun yapımcıları ve tabii biz oluyoruz. Hal böyle olunca, yapımcılar, dijital dağıtıma öncelik tanımaya başladı. Çünkü artık ekstradan bir masraf yoktu ortada. Yaptığınız şey internet üzerinden oyuncuya satabiliyordunuz. Daha ne isterlerdi ki?
Kutusuz bir şeye neden para vereyim?
Oyun yapımcıları dijital ortama yönlenince, oyuncuya da yeni bir imkan sağlanmış oldu. Artık tam gerçek anlamıyla arşiv yapamasalar da en azından daha ucuza ve sonsuza kadar bozulmadan ve istedikleri bilgisayara kurup oynayabilecekleri oyunlara sahip olabileceklerdi. Ayrıca kutulu oyunların içerik kaybı yaşaması oyuncuları “neden bomboş bir kutu için daha fazla para ödeyeyim?” diye düşünmeye zorladı.
Fiyatlarının kutulu oyunlara göre oldukça ekonomik olması, oyunlara günler öncesinden erişebilme imkanı ya da en azından önceden indirerek, satışa çıktığı anda “oyna” tuşuna basarak tüm dünyayla aynı anda oynamaya başlayabilmek oyuncuları oldukça cezbetti. Hatta bırakın oyuncuları, firmalar bile boşu boşuna harcama yapmamak adına kutulu oyunlardan tamamen vazgeçmek üzere. Sonuçta kutulu oyunların, içerik, kutu, paketleme, nakliye ve en son olarak da dağıtım olmak üzere oldukça fazla yan masrafı var. Firmalar bu masrafı ekarte edebilmek adına dijital ortamdan satışa yöneliyorlar ve aslına bakarsanız haklılar.
Sanal arşiv
Tabii bu anlattığımız son bölüm, firmalara olan giderleriydi kutulu oyunların. Bir de kullanıcıya ulaştırmak isterseniz, üzerine binen vergilerden zaten oyunun fiyatı uçup gitmiş demektir. Yani her halükarda kayba uğrayan biz oyuncular oluyoruz kutulu oyunlarda. Belki dijital ortamdan indirilen oyunlar arşiv yapmış hissi yaratmıyor insanda ama yine de örneğin Steam’i açtığınızda karşınıza çıkan oyun listesi de bir arşivdir. Ayrıca bu oyunların hiçbir şekilde bozulma, kırılma ya da ortadan kaybolmak gibi özellikleri de yok. Daha önce de bahsettiğimiz ucuz fiyat ve oyunu önceden edinebilme imkanlarını da eklediğimizde daha ne olsun diyesi geliyor insanın.
Sonuç olarak ikisi de kendine göre oldukça farklı avantajlara sahipler. Bu iş şu anda bir tercih meselesi olabilir ama yakın zamanda tercih meselesi olmaktan çıkacak gibi duruyor. EA gibi bir firmanın bile yaptığı açıklamalar ortadayken, yavaş yavaş kutulu oyunlara ya da en azından ekstra içerik olmayan kutulu oyunlara elveda demek zorunda kalacağız gibi görünüyor. Kısacası oyun dünyasında bir dönem gerçekten biterken, yeni bir dönem başlıyor.



