Makale

Oyun oynayarak büyümek

Belki siz şanslı azınlıktansınız ancak pek çok çocuğun başına gelen en büyük problem oyunun en heyecanlı anında –ki bu sürekli karşılaşılan bir andır- anne babanın gelip size saydırması ve bilgisayarı, ya da konsolu, şikayet edip bütün ömrünüzü onun başında geçirdiğinizi söylemesidir. Hatta iş hakarete kadar giderek “Bunlar yüzünden iyice aptal olacaksın” lafını da sonuna yapıştırlar bazen.

Derslere çalışmamak, sosyalleşmemek, sürekli olarak bir ekranı izleyerek gözleri bozmak…

Ebeveynlerin aklına “video oyunu” denildiğinde ilk gelen şeyler bunlardır muhtemelen. Ben bir ebeveyn değilim dolayısı ile onların bu konudaki bakış açılarını tam olarak anlayamam, tıpkı onların da bir oyuncu olmadığı ve bizleri anlayamayacağı gibi. Halbuki zihinlerindeki o duvarları kaldırıp gerçeği bir görseler dananın kuyruğunun aslında öyle olmadığını görecekler.

Misal mi?

Dünyayı kurtarmak
17 Mart 2010 tarihinde TEDtalksDirector adlı YouTube sayfasına bir video yüklendi. Yirmi dakikalık bu videoda Jane McGonigal adlı bir oyun tasarımcısı bayan bizlere daha önce çok kişinin tartıştığı bir konu üzerine farklı bir çözüm sundu; dünya problemlerini çözmek için oyunlarda yaptıklarımızı yapmak.


Dileyen videoyu yukarıdan izleyebilir ancak McGonigal’ın burada kısaca anlatmaya çalıştığı şey insanlar video oyunlarında, özellikle de MMO’larda, harcadığı çaba, dayanışma ve işgücünü dünya sorunlarını çözmek için harcarsa pek çok problemi kolayca çözebileceği yönünde.

Konuşmasının başında McGonigal o zamana kadar dünya üzerinde 3 milyar saatin üzerinde online oyun oynandığını belirtiyor ve göze çok fazla gözüken bu rakamın aslında dünya problemlerini çözmeye yetmeyeceğine değiniyor.  Hatta üstüne çıkıp, önümüzdeki yüz yılı yaşayabilmemiz için bu rakamı daha da yükseltmemizin şart olduğunu belirtiyor. Hesaplamalarına göre bu sayı ise haftada 21 milyar saat olmalı.

Bunun sebebi ise şu; gerçek hayatta kişilerin çoğu pek çok konuda beceriksiz veya yetersiz olduğunu düşünürken bu insanlar video oyunlarında gerçek hayattan çok daha fazla mücadele ederek yapamayacaklarına inandıkları şeyleri başarabiliyorlar. Bunun adı EPIC WIN, ya da çok kaba Türkçesi ile “Efsanevi Galibiyet”.

Peki, bunun sebebi nedir? Gerçek dünyada bizlere sürekli akıl vermeye çalışan, her şeyi bildiğini zanneden daha düşük zekalı insanların oyunlara gelince elimize su dökememesi, onlardan hangi alanda üstün olduğumuzu gösterir? Onların oyundaki başarısızlıkları bizlerin daha tecrübeli olmasından mı, yoksa bizim yetenekli olmamızdan mı kaynaklanır? Oyunculara bu tarz eleştiriler yapan bu insanların kendi haytalarında ne tür başarılara imza attığını sandıklarını hiç onların yüzlerine vurdunuz mu? Düzgün bir işte çalışıp, evlenip çocuk sahibi olmak bir başarı mıdır, yoksa bir rutin mi?

Biz onlardan daha iyiyiz, ama sebebi ne?

Bunun tek bir sebebi var; motivasyon. İnsanoğlu her ne kadar organik bir varlık da olsa tamamen beyin gücü ile yaşar. Beynimiz bizim ne halde olduğumuzu belirleyen yegane organımızdır. Onun ne durumda olduğu, nasıl davrandığı ve neler hissettiği; bizlerin ne durumda olduğu, nasıl davrandığı ve neler hissettiğimizi belirler. Dolayısı ile başarının gerçek sırrı, kişinin motivasyonundan, yani beynini/aklını o işe koymaktan geçer.

İşte gerçek hayat ile oyun arasındaki en önemli fark da budur. Eyleme karşı ne kadar motive olduğunuz ve sonucunda verdiğiniz tepki. Bir oyundaki uzunca bir bölümün en başında “save” yaptıktan sonra bölümü tam bitirecekken ölmek elbette hepimizi çok üzer ve sinirlendirir. Lakin –istisnalar dışında- inat edip baştan başlayarak o bölümü bitiririz bir şekilde değil mi? Gerekirse iki kere, üç kere, on kere oynar ancak o bölümü bitiririz.

Peki, elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin; üniversite sınavına üç kere girip kazanamadıktan sonra dördüncüye ilk kez sınava girermişçesine motivasyonla hanginiz girebilir? Peki neden aynı kararlılığı bu durumda gösteremezsiniz?

Hayat ne kadar multiplayer değil mi?
Bir oyuncu hayatı oyun olarak görür, bu düşük seviye zekaya sahip olan insanların “doğru” olarak anlayabileceği bir söz değildir. Bir oyuncu dünyayı oyun olarak görür ve o dünyanın sadece “challenge”lardan ibaret olduğunun farkına varır. Üstelik bu oyunu her zaman için en zor modda oynar ve tek bir “save” hakkı bile yoktur. Seçenekler menüsünü kullanamaz, ekran ayarları bozulursa kolayca değiştiremez, lakin her şekilde bu oyunun karşısına çıkarttığı zorlukları aşacağını bilir.

Bir oyuncu oyun oynayarak zekasını geliştirebilir, lakin kitapların da aynı etkiyi üstelik entellektüel avantajlar katarak yapacağının da farkındadır. Bir oyuncu Black Ops oynayarak Vietnam Savaşı’nın aslında bir yalandan ibaret olduğunu,  Assassin’s Creed oynayarak pek çok teknolojik gelişmenin insanların iyiliği adına yapılırken yukarıdaki pislikler tarafından tersine çevrilip insanlığı mahvetmek adına kullanılmaya başlandığını bilir. Bir oyuncu hayata, eski çağlarda kalmış ebeveynleri ve yaşlı akrabaları gibi değil de, sadece bir oyun olarak bakmayı bilir.

Sizlere burada oyunların insan gelişimindeki bilimsel araştırmalarından bahsetmeyeceğim. Zaten o tarz yazılardan onlarca defa çıkmıştır. Öte yandan bilimsel gerçekleri bilimsel dille açıklamak hiçbir dar görüşlü odun kafalının fikrini değiştirmesine sebep olmaz, çünkü kendi dilinden başka bir şey bilmeyen bir Alman’a derdinizi Fransızca açıklayamazsınız.

Evet, gazetelerde bile yayınlandı oyunların faydaları. Ardından zararları, sonra yine faydaları. Ama gazeteler… gazetelerdir işte. Bugün adına çalıştığı adama yarın neler yapacaklarını kim bilir, hele ki bu dönemde.

Fakat bütün bu günlük paçavralar ve bilimsel yayınlar oyunların aslında insanlığa ne derece bir katkı yaptığını sosyal olarak açıklamamıştı. Jane McGonigal ,bu konuya çok farklı bir şekilde ve oldukça da ilgi çekici bir şekilde değindikten sonra işler biraz daha değişmeye başladı ancak beklenen hızla değil.

“Dünyayı kurtarmak bizim elimizde mi?” diye soracak olursanız sizlere cevabım “Hayır” olacaktır. Nitekim bu saatten sonra kurulmuş bu düzeni yıkmak için insanoğlunun bir anda tek bir kıvılcım ile tek bilek haline gelip tüm otoriteyi ortada kaldırması çok zor geliyor bana (umarım yanılırım).

Fakat bu, bizlerin oturduğumuz yerde kaderimize mahkum bir şekilde çaresizce beklememiz için sebep değil. Dünyada biraz motivasyonla çözülebilecek pek çok sorun mevcut. İşte bir oyuncu gözüyle birleşen milyonlar, bu tarz  “challenge”ları zevkle karşılayacak ve onları başarmalarının ardından bir sonraki “challenge”lara bakacaklardır.

Akıl, göz ve bilumum uzuv sağlığı
Yaşadığımız hayat bizleri her ne kadar zorlarsa zorlasın, her şekilde bir çıkış yolu mevcuttur. Biz bunu görmek istemesek de onun var olmadığı gerçeğini değiştiremeyiz. Hayat bize her şekilde bir çıkış yolu sunar, sunmalıdır da. Tıpkı video oyunları gibi…

Geçilemeyecek olduğu hissine kapıldığınız bir bölümü kafayı toparlayıp tekrardan aklınızda yoğurduğunuzda ilk fikir; “Eğer geçilemeyen bir bölüm olsaydı o zaman bu oyunda olmazdı” fikri olur. İşte hayatta bu şekilde bizlere mecburen bir şans vermek zorundadır.  Bu cümleyi okurken aklınıza, uçurumun kenarından düşmek üzere olan ve benzin deposu yanmaya başlamış bir arabanın yavaş yavaş aşağıya doğru kaydığı sahne geliyorsa o zaman size soracağım soru, “O hale nasıl geldin?” olurdu.

Burada önem verdiğimiz şey sonuçlar değil o sonuca giden yollardır. Zaten yazının amacı o sonuca ulaşmaktan geçer, tıpkı videodaki bayanın dünya sorunlarına çözüm sonucuna nasıl ulaşılacağını göstermesi gibi.

Video oyunları sizi daha üstün bir insan yapar mı?

WoW oynayarak ekonominin temel mantığını çok daha rahat anlarsınız, refleksleriniz gelişir, baskı altında daha rahat ve hızlı karar verebilirsiniz, hayal gücünüz genişler ve bu şekilde yaratıcılığınız artar, Türkler için yabancı dillerini geliştirirsiniz, hareket algılayıcı kontroller ile gelen oyunlarda formda kalma imkanınız doğar, planlamayı öğrenir, diğer insanlarla birlikte ekip çalışmasının temellerini atarsınız, stresten kurtulursunuz, el göz koordinasyonunuz gelişir ve daha bunlardan size onlarca yazabilirim.

Bunların hepsinden önemli olanı şu ki, video oyunları sizlere öz güveninizi geri kazandırır, kendinize olan inancınızı arttırır ve sizin motivasyonunuzu, hayat karşısındaki motivasyonunuzu yükseltir. Her türlü soruna, doğru şekilde yaklaştığınızda onun üstesinden gelebileceğinizi fark edersiniz. Yeterki gerçek hayatta yaşadığınız zorlukları bu mantıkla düşünün.

Video oyunları sizi gerçek kimliğinize büründürür. Dolayısı ile bir dahaki sefere sizden daha düşük zekalı bir varlık “Bütün gün oyun oynayıp duruyorsun” dediğinde ona “Ben kendimi geliştiriyorum, ya sen ne yapıyorsun?” diye sorun.

Ve oyununuza devam edin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu