BAKIŞ AŞISI #3

Öncellikle bana iki haftadır katlanan sevgili okura teşekkür etmek istiyorum. Bakış Aşısı benim tam bir yıldır başlamayı düşündüğüm ama bir türlü fırsat bulamadığım bir yazı dizisi. Eh, şimdi üçüncü bölüme merdiveni dayadığımıza göre iyi gidiyoruz sanırım.

İkinci olarak geçen hafta “Acaba neyden bahsetti bu adam?” diye soranlarınız olmuştur. Aslında yazı dilinin o şekilde olacağı aklımın ucundan bile geçmemişti. Yazdım ve bir anda çok farklı yere gitmeye başladığını gördüm. Durayım dedim ama duramadım işte. Belki de Karanlık Kardeşlik ve Ejderdoğan’ı yazdığım günleri düşündüm. Belki de o günleri özledim. Kahve stoğumu yapıp, Cuma akşamları sabaha kadar Aodray ve Elrin‘nin maceralarını yazmayı özlediğimi fark ettim.

Bir hikâyeyi devam ettirmek, takip eden birkaç kişinin gerçekten yazdığınız şeylere değer verdiğini görmek güzeldi. Hala da güzel…

Geçen haftanın konusu kaçmaktı. Bu bana ait bir görüş. Eğer bir dünyanın atmosferi sizi çepeçevre sarıyor ve dışarı gitmenize izin vermiyorsa, hayatınızda sizi sıkan ve bezdiren bir şeyler vardır. Kendi sorunlarınızla uğraşmayı bırakıp, başka evrenlerde yansımanızı ararsınız işte.

Kafanızı şişirdiysem kusura bakabilirsiniz… İşim bu.

Bakış Aşısı henüz çok yeni bir seri. Daha üçüncü bölümdeyiz, oradan belli değil mi? Arada yine benim garip yazılarıma şahit olursunuz ama bu hafta yine normale dönüyoruz. Benim durumumda normale dönmek, normallik kavramının kendisi kadar saçma bir kavram olsa da, siz bu şekilde kalmaya devam edin.

Organik bir seri olmasını istiyorum. Yani siz de söz sahibi olun, hatta konuları belirleyin istiyorum. Eğer ileriki haftalar için değinmemi istediğiniz şeyler varsa bunu yazmaktan çekinmeyin. Hatta siz de yazın, fikrinizi belirtin hep beraber tartışalım. Tartışabilmek ve eleştirebilmek önemli şeyler.

Playstation 2’yi özledim

Öyle böyle değil, keşke hala oyun çıksa ve geçerli konsol o olsa. Gayet ciddiyim. Eh, Playstation 4 gelmişken, oyunlar birbiri ardına duyurulmuşken “Ne diyor bu değişik?” gibisinden bir tepki vermiş olabilirsiniz.

Niye dediniz ki öyle?

Üzüldüm bak şimdi…

Son birkaç haftadır ofisin PS Vita’sı bana uzun metrobüs seferlerimde arkadaşlık ediyor. Aslında Sadece Hakan Bozdemir de var ama kendisini pek sevmiyorum. (Hakan nasılsa bu yazıları okumuyor…)

PS Vita sadece bana zamanın geçmesinde yardımcı olur diye düşünürken, tanıdık bir dost sayesinde eskiyi şöyle bir yâd etmeme sebep oldu. Biraz kontrol zorluğu yaşadım ama olsun.

Bahsettiğim oyun hangisi mi? Söylemicem, söylemicem…

Şakayı bir kenara bırakırsak, bir süredir deliler gibi God of War oynamaktayım. Çıktığı dönemde beni esiri almış o muazzam yapımı yeniden deneyimlemek, beni inanılmaz mutlu etti. “Vengeful Spartan” çalarken gaza gelmek ve kaosun zincirli hali olan silahlarımızı delicesine savurmak inanın çok iyi geldi.

God of War önemli bir konsol oyunu. Playstation 2’ye konuk olduğu zamanı hatırlarsak öylesine ilaç gibi gelmişti ki. Benim açımdan (ya da aşımdan) bakarsak Prince of Persia yeni bitmiş, delicesine bir sonraki platform-macera-aksiyon oyunumu aramakla meşguldüm.

Oyun açıldıktan ve biraz ilerledikten sonra hissettiğim, gördüğüm tek bir şey vardı: İhtişam.

God of War’ı tanımlayan en doğru ifade bu olsa gerek. Baştan sonra ihtişamın video oyununa gelmiş haliydi. Kratos’un, Ares’in, Hydra’nın ve daha nice mitolojik öğenin en çarpıcı ve etkileyici haliydi God of War.

Hep derim, God of War asla yeni nesle gelmemeliydi. PS3 ile muhteşem görselliği olabilirdi ama o PS 2’ye aitti. Tıpkı Crash Bandicoot gibi. Seveniniz mutlaka vardır ama ne bileyim ben hiç ısınamadım GoW III ve Ascension’a.

Şu an serinin ikinci oyununa geçtim ve önüme geleni doğramakla meşgulüm. Kratos gibi bir yarmayı bize sevdiren Santa Monica’ya ne kadar teşekkür etsek azdır. Yoksa biz hakikaten de yarma adamları mı seviyorum. Misal, Bleach’den Zaraki Kenpachi. Sevmemeye cüret edeniniz var mı? Ağzımızı burnumuzu kırar yeminle.

Kratos özel bir adam, God of War özel bir oyun ve PS 2 özel bir konsol. Sanırsam bu birazda benim neslimle alakalı bir durum. Hani bazılarımız PS3-PS4 geçişinde “Bu nasıl yeni nesil?” diye hayıflanıyor ya, işte öyle bir durum. Playstation 2, tam anlamıyla bizler için devrim olmuştu. Çıktığı dönem resmen ağzımız beş karış açık ekrana kilitleniyorduk. Birçok konsol efsanesinin doğuşuna şahit olduk, unutmadığımız çok fazla oyun oynadık.

Shadow of Colossus, God of War, Fahrenheit, Jak… Hiç listeye başlamıyorum, sabaha kadar oyun sayarız. Hani başta yazmayı denedim, “Dur bakalım gözden kaçan var mı?” diye listelere bir baktım, sonra üç oyun yaz geç dedim. Bitmez arkadaşlar, bitmez. O nasıl bir konsol dönemiymiş dedirtiyor insana cidden.

Sly Cooper, Dragon Quest, Katamari Damacy, Ratchet & Clank, Silent Hill 2 (oynamadım ama olsun, korku oyunları bana uzak bir kavram), Final Fantasy X, Devil May Cry 3…

Gördünüz mü? Bitmez, Hatta iddia ediyorum, bu listedeki oyunlardan biri yada birkaçı sizin oynadığınız en güzel oyun olabilir. Hani öyle muazzam yapımlar.

Jak serisini zamanında oynayıp –hele ki Jak 3– bayılmayanınız var mı? Belki bazılarınız Naughty Dog’u Uncharted ve Last of Us’dan biliyorsunuzdur. O zaman şöyle diyeyim, Crash ve Jak, diğer ikisini döver. Hatta Crash bir de gelip dalga geçer, ünlü dönüş hareketini yapar.

Elbette, Uncharted ve Last of Us mükemmel oyunlar, PS klasikleri. Şakasını yapmış olsam da, bazı türlerin Playstation 3’le birlikte ölüşünü görmek üzücü olduğundan böyle bir tepki verdim.

Sonraki bölümlerde uzun uzadıya değineceğim macera oyunlarından bahsediyorum. Artık AAA bir macera oyunu görmek imkânsıza yakın.Varsa yoksa sinematik anlatım ve “Quick Time Event”.

Exit mobile version